Riyaset Sevgisi

Kadim medeniyetimize göre; insanoğlu, imtihana tâbî tutulmak üzere dünyaya gönderilmiştir. Bu imtihan sırrından dolayı, Allâh’ın emirlerine veya nefsinin arzularına tâbî olma arasında hür bırakılmıştır. Zorlama yoktur. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Oluklar çift akar birinden nur, birinden kir”. Tercih insanoğlunun kendi inisiyatifindedir…

Asıl olan iyi niyettir, samimiyettir. Bu sebeple insanın iç âlemi, kendisinde gizli olan ulvî ve süflî duyguların mücadele sahası hâlindedir. Kalbe, ruhun yardımı kişinin niyetine bağlıdır, niyet bozulursa nefs mücadelesinde şeytan zihne egemen olur. Bazen öyle bir hal alır ki insan; hayvandan aşağı konuma gelebilir. Etrafımızda haberini duymaktan imtina ettiğimiz filleri işler, toplumu ifsat ederler.

Esas büyük savaş nefis ile olandır. Niceleri ben, ego, nefis mücadelesinden mahvolmuşlardır. Toprağın altı, kendini dev aynasında gören, insanlara tepeden bakan nice zavallılar ile doludur. Ne mutlu haddini, hukukunu, Hakk’ı bilen bahtiyarlara…

İnsanın gerçek huzur ve saâdeti, ruhlara ezâ veren pürüzleri bertaraf edip ulvî duygularla donanmaya gayret etmek ve însan olmanın şerefine uygun bir hayat yaşamakla mümkündür. Bunun için de ebedî saâdeti gölgeleyen ve ruhları zehirleyen nefsânî sıfatlardan arınmak şarttır. Bunlar içinde ilk olarak ifâde edilmesi gereken; hubb-i riyâset, yani baş olma sevdâsı, makam ve şöhret ihtirâsıdır.

Mânevî bakımdan ilerleme kaydetmek, nefsânî arzuların tasfiyesi ile gerçekleşir. Fakat böyle bir tasfiyede insanı en son ve en zor terk eden nefsânî arzu; “makam sevgisi ve baş olma sevdâsı”dır. Zira bu çirkin hâl; ucub, kibir, tamah ve hırs gibi pek çok kötü sıfata kaynaklık eden en köklü nefsânî istektir. Bundan dolayı onun gönülden sökülüp atılması pek güçtür ve bu yüzden mânevî terbiyede onun tasfiyesi en sona kalır.

Servet, şöhret ve makâma düşkün olan ve bunları elde edebilmek için her çâreye başvurmayı göze alan bir insanın, mânevî ve ahlâkî ölçüleri de tanımayacağı muhakkaktır. Makam hırsıyla gözü dönen bir kimse, yırtıcı bir hayvandan daha zararlı hâle gelebilir.

“Mala ve mevkiye düşkün bir adamın topluma verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.”

Muhabbetle…