Kalıp

Arap Yarımadası’ndaki cahiliye devri bedevi toplumunu dönüştürerek köklü inanç, sosyal ve hukuksal devrimler gerçekleştiren, tarihin gördüğü en büyük devrimci lider kimdir? Putperestliği yıkarak, sahte tanrıları inkâr, tevhit inancının yayılması, kadın hakları, köleliğin kaldırılması ve bilimsel ilerlemenin, ilmin, irfanın, en önemlisi de yüksek ahlakın örnekliği ile insanlığa sunulması… Asla bir faniye tekrar nasip olmayacak bir devrim hareketidir. Çoğu Avrupalı filozofların da kabul ettiği devrimci lider şüphesiz Hz. Muhammed’dir.

Hz. Muhammed’in devrimci yönüyle ilgili öne çıkan bazı hususları özetlemek gerekirse;

Putperest kabile yapısını ortadan kaldırarak eşitlikçi ve adil bir İslam toplumu inşa etmiş, toplumsal bir dönüşüm sağlamıştır. Kadınlara miras hakkı, kölelerin özgürleştirilmesi ve insan onuruna yaraşır bir toplumsal yapı (insan hakları) getirmesi devrimci adımlarıdır.

İlme verilen değerin vurgulanmasıyla, İslami ilimlerin temelini atarak, Ortaçağ Avrupası’nı aydınlatan bilimsel gelişmelere, rönesansa da kaynaklık etmiştir. Bedevi anlayışını, kuralları olan, hak ve adalete dayalı güçlü bir devlet yapısına dönüştürerek, siyasi ve hukuki bir devrim yapmıştır…

Kadim medeniyetimizin temelini oluşturan İslam inancı ve kutlu Peygamber insanları bir kalıba oturtmayı asla kabul etmez. İnanç kalpte olur ve onu ölçmek bir kulun harcı değildir. Hali ve yaşantısı ne olursa olsun, kimseye önyargı ile bakmaz, kimsenin günahı ile kınanmasına izin vermez, günahını gördüğün kişinin tövbesini görme imkânımız olmayabilir. Zira tövbe kapısı daima açıktır, kimsenin son halinin garantisi de yoktur.

İslam şekil dini değildir. Özü; kişinin samimiyeti ile izah edilebilir. Samimiyeti ölçmek de Allah’ın kudretindedir. Tasavvuf büyükleri İslam’ın özüne iner. “Kendini bilen Rabbini bilir” kutlu sözü Yunusların, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Ahmed Yesevilerin… yolunu tarif eder…

Çağımız siyasi argümanları olan; muhafazakâr, sosyal demokrasi, komünizm, liberal, devletçi, milliyetçi, ulusalcı, küreselci kavramları ile İslam inancını konumlandırmak doğru sonuca götürmez. İslam medeniyeti her daim birliği, beraberliği, sevgiyi, bütünleşmeyi tavsiye eder. İnsanları dünyaya dair bakış açılarının farklılığı üzerinden ayrıştırmaz. Farklılık aranırsa sekiz milyar insanın parmak izi farklıdır. Her insan bir alemdir. Yaradan hiçbir yere sığmam inançlı insanın kalbine sığarım demiştir. Bu ise kâinatın sahibi Allah ile kulu arasında bir sırdır.

Muhabbetle…