Nas

Kadim medeniyetimize göre; Yaratan ve Resulünün söylediği sözlerdir. İlahiyat ilminde Kuran ve Sünnet olarak da tarif edilir. İnsan anlamında da kullanılan nas; birçok ayette de ey insanlar diye hitap olarak kutsal kitabımızda yer alır.

“De ki: “İnsanların gönüllerine vesvese veren (kötülüğe teşvik eden, iyiliklerden alıkoyan, Allah’a sığındıkça geri çekilen) o sinsi vesvese verici insan ve cin (şeytanlar)ın şerrinden insanların Rabbine, insanların melikine (hükümdarlar hükümdarına ve sahibine), insanların (Allah’ı olan) İlâh’ına sığınırım.”

Sûrede görüldüğü gibi Allah: Rab’tır, Melik (hükümran)’dır ve İlâh’tır. Ancak böyle inanmakla Allah’a inanılmış olunur. Hem başka sahte tanrılara hem de Allah’a aynı anda inanmak mümkün değildir. Bunun bilimsel izahı da vardır, teoloji anlamında karşılığı da vardır. Bu farkı anlamak da nasip işidir. Bu ise kişinin samimiyetine bağlıdır. İyi niyet insanı iyiliğe, iyilik de huzura götürür.

Kutsal kitabımızın son suresi olan bu kısa surede, tüm yapılan edilenin sonunda kurtuluşun ancak Allah’a sığınmakta olduğu vurgulanır. Bu ise bir teslimiyettir ancak tüm gayretin iyi niyetle yapılmasından sonraki aşamada olmalıdır. İnsanı kötülüğe teşvik eden sayısız yollar, vesveseler vardır. Hayat nizamı olarak medeniyetimiz kötülüğe giden yolları da yasaklar. Bu kaide birçok Avrupalı hukukçu tarafından benimsenmiş evrensel bir kuraldır. Eğer yasakların toplumda uygulanması zafiyeti varsa kişiyi kötülüklerden korumak zordur. Bu ahvalde bunlardan kurtulmanın yegâne yolu Rabbe sığınmaktır. Çünkü güç ve kudretin sahibi Yaratandır. Kâinatın hakiminin, hükümdarlar hükümdarı olması her daim akılda tutulması gereken bir hakikattir. Kötülüklerden alıkoyan bir nefs muhasebesi olursa iyilik hâkim olur…

İnsanların gönülleri muhteremdir. Gönüllerin hoş tutulması, kırılmaması en önemli hassasiyeti olan kültürümüzün; büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli tarafından ne güzel de söze gelmiştir. “…diline hâkim ol” tavsiyesi manidardır. Buradaki dil, Farsça da gönül manasınadır. Gönle kötülüğün hayalinin bile düşmemesi istenir. Eğer iyiliklerle meşgul olmaz ise, kötülüğün gönle gireceği aşikardır. “Bir gönül kırdın ise kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil” diyen Yunus’umuzu anlamadan Hacı Bektaşi Veli’yi anlamak güçtür.

“Ey sufi ibadet eylersin hepsi kibir ve riya, Can ve gönül dünyaya mağrur…”